Oda

Oda

Senelerin biriktirdiği yorgunluğu ciğerlerinden sökmeye çalışan öksürükten medet umdu bir anlığına. Belki birkaç saniyeliğine de olsa eski günlerdeki gücünü geri getirebileceğini düşünerek.

Koyu ceviz parkeli salon, hayvan gırtlaklanmasına benzer bu sesle birkaç kez yankılandı. Şöminenin üzerinde duran resimler ve hatıratlar bu gürültüye kayıtsız , gülmeye ,parlamaya ve hatırlatmaya devam ediyorlardı. Desensiz koyu perdelerin arasından süzülen ışık, kitaplıktan seçtiği bir kaç kitabın üzerine düşüyordu. İki metre doksan santim yüksekliğinde, duvardan duvara uzanan, estetikten yoksun kitaplık, temizlemesi gittikçe daha da zorlaşan tozlu üst raflardaki kitapların da yardımıyla, tavan ile arasında kalan boşluktaki diğer -ve daha az önemli- hatıratları yukarıya doğru ezmeye çalışıyor gibi görünüyordu.

Bir tane çift kişilik, iki tane de birbirine dönük berjerden oluşan koltuk takımına ilk bakışta hangisinin bu ihtiyar adama daha fazla hizmet ettiği anlaşılıyordu. Koyu kahve kumaş döşemesindeki tiftikler artık kendilerini belli etmeye çalışıyormuş gibi duruyorlardı. Bu koltuğun yanında duran ve yıllar önce ‘yassı koliler’ ile alınıp eve gelince şekline büründüğü belli olan koyu krem sehpanın üzerinde duran küllük, bu öksürmelereki sorumluluğunun farkındaymışçasına siyahlara bürünmüştü. Duvarlardaki birbirleriyle küsmüş gibi duran, arkalarında, bej duvardan daha açık renkte bir bölgeyi saklayan tablolardaki canlılar, merdivenin ortasında duran yaşlı adama kayıtsız görünüyorlardı. Odanın içinde çok az eşyadan geriye kalan tüm alanlar ,irili ufaklı bir çok bitki ile doluydu. Hiç çiçek yoktu aralarında. Bunun aymazlığı ile bırakmışlardı kendilerini istedikleri yöne.

Sonra merdivenleri sayarmışcasına inmeye devam etti yaşlı adam. “Gözlüğüm nerde?” diye bağırdı pişmanlık dolu neredeyse titrek bir sesle. Sesi artık eskisi gibi değildi. Çatallaşmıştı, ya da kulaklarıda idi problem. Artık eski kayıtlardaki sesini bile nerdeyse tanıyamıyordu. Hayır hayır kulaklarında değil, ses tellerindeydi ‘farklılık’.

Salonun ortasına gelip şöminenin üzerinde duran eşyalara döndü yüzünü.

Sonra hatırladı, evde sorusuna cevap verecek birisi olmadığını…