burası uygun gibi..

Geç olsun güç olmasın..  (Dır umarım)

John Newman – Love Me Again

Her gece kafam güzel, müziğin içinde uyusam.. Sabah Akdeniz’de uyansam…

 

Jack White – Love is blindness (cover)

Bunu paylaşmazsam olmazdı.. Jack White, U2 parçasını yorumluyor..

Jack White – Love is blindness

Domates Kuramı

Domates Kuramı

Her şeyin başında domateste problem yoktu.

“Daha güzel” olması için görüntüsünün “daha güzel” olmasına karar verildi..

Çalışmalar yapıldı, İlaçlar bulundu “tohum” üzerine..

Artık daha güzel görünüyordu domates. Daha kırmızı.

Sonra biraz da pazarlama kaygıları başladı. Daha uzun dayanabilmeli, böcek gibi haşereler uzak durmalıydı.

Tekrar çalışmalar başladı. Daha ciddi çalışmalar. İlaçlar bulundu. Daha ciddi ilaçlar.

İnsanlar mutlu oldular. Ellerinde daha temiz, daha şekilli, daha kırmızı, istediklerinde istedikleri kadar alabilecekleri kadar domates oldu. Çarşıda pazarda “garip” domatesler gördüklerinde burun kıvırıyorlardı..

Bir süre insanlar bu “normal” domateslerle beslenip, “anormal” olanları nerdeyse tamamen dışladılar.

Sonra birileri bu “daha güzel” domateslerin uzun vadede sağlıksız olduğu fısıldadı kulaklara. Hazır bilgiyi almaya alışkın olan beyin pek yadırgamadı bu fısıltıyı.

Sonra “organik” oldu o doğal, pak, katkısız domatesin adı.

Beton duvarlarla çevirili, taksitle alışveriş yapılan çarşılarında, pazarlarında bu domatesi arar oldu insanlar. Zaten tadı da güzeldi organik domateslerin. Zaten süs eşyası mıydı canım domates. Güzel görünmese de olurdu. Daha sağlıklı, leziz organik domatesi sormaya başladıklarında anladılar..

Toprak artık kirlenmiş, ilaçlanmıştı. El değmemiş tarım alanı o kadar azdı ki organik domates pahalı bir şey haline dönüşmüştü.

Zaten belki o bile artık insan elinin/beyninin kirleticiliğinden nasibini almıştı.  Nerdeyse kimse hatırlamıyordu gerçek domatesin tadını..

….

Bizler, “daha güzel” yapmak adına değiştirdiğimiz duyguların-içgüdülerin-ahlakın-dinin-ilişkilerin kirlettiği dünyada yaşıyoruz.

Unuttuk her şeyin pirüpak halini.

Hatırlamıyoruz anlamlar yüklemeden önceki halini, sadeliğini.. Sadeliğinin güzelliğini..

Artık bize güvenilmez geliyor “hedefsiz” hareketler.

“An”dan keyif almak saçma, sinsi geliyor.

Kirlettik birçok şeyin organik halini..

Sevişmenin bile..

 

Oda

Oda

Senelerin biriktirdiği yorgunluğu ciğerlerinden sökmeye çalışan öksürükten medet umdu bir anlığına. Belki birkaç saniyeliğine de olsa eski günlerdeki gücünü geri getirebileceğini düşünerek.

Koyu ceviz parkeli salon, hayvan gırtlaklanmasına benzer bu sesle birkaç kez yankılandı. Şöminenin üzerinde duran resimler ve hatıratlar bu gürültüye kayıtsız , gülmeye ,parlamaya ve hatırlatmaya devam ediyorlardı. Desensiz koyu perdelerin arasından süzülen ışık, kitaplıktan seçtiği bir kaç kitabın üzerine düşüyordu. İki metre doksan santim yüksekliğinde, duvardan duvara uzanan, estetikten yoksun kitaplık, temizlemesi gittikçe daha da zorlaşan tozlu üst raflardaki kitapların da yardımıyla, tavan ile arasında kalan boşluktaki diğer -ve daha az önemli- hatıratları yukarıya doğru ezmeye çalışıyor gibi görünüyordu.

Bir tane çift kişilik, iki tane de birbirine dönük berjerden oluşan koltuk takımına ilk bakışta hangisinin bu ihtiyar adama daha fazla hizmet ettiği anlaşılıyordu. Koyu kahve kumaş döşemesindeki tiftikler artık kendilerini belli etmeye çalışıyormuş gibi duruyorlardı. Bu koltuğun yanında duran ve yıllar önce ‘yassı koliler’ ile alınıp eve gelince şekline büründüğü belli olan koyu krem sehpanın üzerinde duran küllük, bu öksürmelereki sorumluluğunun farkındaymışçasına siyahlara bürünmüştü. Duvarlardaki birbirleriyle küsmüş gibi duran, arkalarında, bej duvardan daha açık renkte bir bölgeyi saklayan tablolardaki canlılar, merdivenin ortasında duran yaşlı adama kayıtsız görünüyorlardı. Odanın içinde çok az eşyadan geriye kalan tüm alanlar ,irili ufaklı bir çok bitki ile doluydu. Hiç çiçek yoktu aralarında. Bunun aymazlığı ile bırakmışlardı kendilerini istedikleri yöne.

Sonra merdivenleri sayarmışcasına inmeye devam etti yaşlı adam. “Gözlüğüm nerde?” diye bağırdı pişmanlık dolu neredeyse titrek bir sesle. Sesi artık eskisi gibi değildi. Çatallaşmıştı, ya da kulaklarıda idi problem. Artık eski kayıtlardaki sesini bile nerdeyse tanıyamıyordu. Hayır hayır kulaklarında değil, ses tellerindeydi ‘farklılık’.

Salonun ortasına gelip şöminenin üzerinde duran eşyalara döndü yüzünü.

Sonra hatırladı, evde sorusuna cevap verecek birisi olmadığını…

istanbul güzel yau

20120415-125128.jpg

New Mission

Yeni görev edinmiştim bir süredir kendime..
TEIex projesinde en kallavi köşeden döndüm sanırım bundan sonrası bayır aşşağı..
Umalım bu aralar uğraştığım bu “proje” iki aya bitsin ve gün daha “afyon sucuklu” başlasın..
Kafamda uzun uzadıya yazmak var ama zaman yok..